<XMP> <!-- <body> <div id="bb_navbar" style="display: block; position: absolute; width: 100%; top: 0; left: 0; z-index: 999999;"> <iframe src="http://www.blogcu.com/blogbar.php?loc=index&wc_id=0&theme_no=1&email=" width="100%" scrolling="no" height="32" frameborder="0" id="iframe" marginheight="0" marginwidth="0" allowtransparency="yes"></iframe> </div> <br/> <br/> <div style="margin-top:20px;margin-bottom:20px" align="center"> <script type="text/javascript"><!-- google_ad_client = "pub-7922704802748320"; /* 728x90, oluşturulma 25.03.2008 */ google_ad_slot = "2646695947"; google_ad_width = 728; google_ad_height = 90; //--> </script> <script type="text/javascript" src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js"> </script> </div> --> </XMP>

niyemişo?!!

30.10.2007 - öfke, şehitlik, vatan ve barış üzerine..

öfke,  çaresizlerin tek silahıdır. cehalet gücünü en fazla öfkeden alır. anlayışa yer vermez öfke, empatiyi yok sayar. gücün kontolünü de engeller öfke. öfkeyle kalkan zararla oturur der atalarımız. yedi ölümcül günahtan birisidir öfke.

öfkeliyiz bugünlerde, kitleler olarak. sokağa çıkıyoruz, öfkemizi göstermek için her yolu deniyoruz. bayraklar asıyoruz penceremize, siyahlar giyiniyoruz, askerlik için başvuruda bulunuyoruz. internetten mesajlar atıyoruz. çoğu zaman kontrol edemiyoruz öfkemizi ve camlar kırıyor, linç ediyor, dükkan bile yağmalıyoruz.

öfkeden kaynaklanan histerimiz boyumuzu çoktan aşmış durumda. bu nedenle sonuçlarını hiç düşünmeden savaş istiyoruz toplumca.

ama unuttuğumuz, belki de hatırlamak istemediğimiz şeyler var. ders almıyoruz hayattan. giden canlara üzüldüğümüz kadar gidecek canlara üzülmüyoruz. öfkemiz merhametimizi yıkmış, paralamış. görmüyor gözümüz hiçbir şeyi. neden onca insanın şehit olduğunu da görmüyoruz.

şehitlik kelimesi için yapılmış düşüncelerimle birebir örtüşen bir tanıma rastladım nette: "ölen birinin ardından kullanıldığında, diğerinin "sadece ölü" olduğunu, ötekinin değersizliğini, ifade eden sözcük. aynı zamanda ölümü kutsamaya yarayan harfler bütünüdür. oysa ölüm hiç de kutsanası değil. hele gencecik insanların bu dünyadan vakitsiz ayrılmalarının yarattığı acı tarifsiz. birbirini öldürmek için onları karşılıklı kurşun sıkmaya zorlayan iradelerin, kendilerine haklılık payı yüklemek için kullandıkları sözcüktür bu. yaşamlarına kastedilen gencecik insanların aslında hiçbir değeri olmadığını söylemenin bir başka yolu. yaşamdayken suratına bile bakmadıkları, ellerine silah verilip tığ teber şah merdan dağlara salınan o çocuklara bir anda biçilen payedir aynı zamanda. hele de son dönemde yaşananlar göz önüne alındığında, birbirlerine tetik çekmek zorunda bırakılan insanların ölümleri üzerinden kendilerine verilen payedir "şehitlik". bir sanal mertebedir. söz konusu sanallık barışın reddi, insanlığın katli, şiddetin meşruiyeti, yaşamın değersizliği, bireyin hiçliğidir. ölümlere değer yüklemek kan dökenlerin yapacağı iştir. aslında hayatta kalması icap eden genç - yaşlı insanların gözden çıkarılmışlığına çare ise kuşkusuz barıştır. kan dökülmesine dur demek, hayatı bedeninden akıp giden gençlere yeniden, onlar ölmeden değer vermekle mümkün olabilir oysa. bu nedenle söylenmesi gereken şudur: "barış hemen şimdi"(deepdiver-ekşi sözlük)"

karşımızdakinin öfkesi bizimkini kamçılıyor, kısır bir döngü içine sokuyor ruhlarımızı. ve bu kısır döngüde nice gencecik fidanlar soluyor ve daha niceleri solacak. bir kere de "niçin bu öfke?"diye sormak gelmiyor aklımıza. "niçin solan bunca çiçek?" demiyoruz. öfkemiz rehberliğinde hep solsun, daima solsun istiyoruz.
vatan için dökülen kanların hepsi helaldir diyoruz da, niçin bir kere de "kan dökmeden vatanı korumanın yolu yok mudur?" diye sormuyoruz? niçin savaşla değil de barışla vatanı korumanın yolunu aramıyoruz?

ne gerek var düşünmeye değil mi? nasılsa öfkemiz alır götürür bizleri bir yerlere..

benimle aynı fikirdeyseniz, kendinize saklayın fikirlerinizi, söylemeyin kimselere. her an her yerde linç edilebilirsiniz barış istiyorsunuz diye.
ama aynı fikirde değilseniz buyrun biraz da bana cevap verirken bileyin öfkenizi..

konuşanlar..

10.5.2007 - Nuri ALÇO'nun kedisi :-))

 

konuşanlar..

27.1.2007 - TANRIM!! SEN BU KADINLARI NİÇİN YARATTIN??

konuşanlar..

27.1.2007 - fark nerede?

konuşanlar..

20.1.2007 - nedir ki?

 

 

ölüm nedir ki?

öldürülmek nedir?

ürkmek nedir ki?

cehaletten,

önyargıdan..

yaşamak nedir ki?

ölmek nedir?

 

bilenler bilmeyenlere anlatsın,

gören gözler, duyan kulaklar inanmasın

bir insan ki

sadece farklı olduğu için,

farklı gözlerle kendisine bakıldığı için,

önyargıların,

cehaletin kurbanı olmuştur..

 

belki çıkarlar vicdanın önüne geçtiği için,

belki külliyen cehalet!

neyse ne..

 

bilen bilsin

bilmeyen varlığından utansın..

 

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=193825&tarih=24/07/2006

 

konuşanlar..

8.1.2007 - inanmak!!!

sanırım biz insanı oluşturan en önemli öğelerden biri inanç. inanma, ne şekilde olursa olsun. din, siyaset, devlet, aşk, para vs. aklınıza ne gelirse..

kimi zaman insanlar ölür bu inançlar uğruna, kimi zaman savaşlar çıkar.

bugün ülkemizde inanmanın cezasını haddinden fazla çeken bir grup var. doksanların sonlarına doğru ortaya atılan Ftipi cezaevi projesine karşı çıkan insanlar bunlar. siyasi görüşleri ne olursa olsun başlarına geleni hak etmeyen insanlar.

çünkü tecrite karşıydılar. TECRİTin ne büyük bir insanlık suçu olduğunun farkındaydılar. ve bunu önlemek için ölüm orucuna başladılar.

bu direniş bugün hala devam ediyor.

ve bu direnişe katılıp, ölüm orucunun son günlerinde iradesi dışında tedavi edilen hayatı kurtulan ancak ömrünün sonuna kadar wernicke korsakoff hastalığına mahkum edilen bir insan var. bu hastalığı yüzünden hergün boş bir bellekle uyanan bir insan var. ismail hakkı sadiç. söz onda:

 

"ben her güne işte o bembeyaz ve boş kağıt gibi hafızamla başlıyorum. sonra saatler geçtikçe, konuştukça, dinledikçe kim olduğumu ve nerede olduğumu, niye böyle olduğumu yeniden öğreniyorum. yanıbaşımdaki dolapta asılı olan ailenin fotografları sayesinde bir ailem olduğunu ve onların kimler olduğunu her gün yeniden öğreniyorum, yeniden yeniden tanışıyorum onlarla. ve her gün aynaya her bakışımda kendimle yeniden yeniden tanışıyorum. artık uyumaktan korkuyorum, çünkü unutuyorum. hergün yeniden doğuyorum. her gün yeniden buluyorum kimliğimi. ama hep bir şeyler eksik kalıyor. bir türlü tam olamıyorum. bir türlü ben olamıyorum. hep yarım kalıyorum"

 

bir inanç uğruna, insanlara faydalı olmak adına ölmeyi seçmiş bir insanı dinlediniz. bizler gibi kapitalizmin değil, inandıklarının kölesi olmuş bir insanı dinlediniz. 

konuşanlar..

18.12.2006 - duygularıma...

Gözlerin

Düşlerin parlayıp söndüğü yerde
Buluşmak seninle bir akşam üstü
Umarsız şarkılar,dudağımda bir yarım ezgi
Sığınmak gözlerine,sığınmak bir akşamüstü
Gözlerin bir çığlık,bir yaralı haykırış
Gözlerin bu gece çok uzaktan geçen bir gemi

Bir orman bir gece kar altındayken
Çocuksu,uçarı koşmak seninle
..........
..........

Zülfü Livaneli

 

(erkoç)

 

konuşanlar..

30.11.2006 - güzel ve düzel...:-))

Adam, bir haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı kalktığında bütün haftanın yorgunluğunu çıkarmak için eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını düşündü. Tam bunları düşünürken oğlu koşarak geldi ve sinemaya ne zaman gideceklerini sordu. Baba oğluna söz vermişti. Bu hafta sonu sinemaya götürecekti ama hiç    dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni sinemaya götüreceğim dedi sonra düşündü; oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez. Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi ve baba haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de halen hayretler içindeydi ve bunu nasıl yaptığını sordu. Çocuk; "Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı" dedi...

INSANI DÜZELTTiĞiM ZAMAN, DÜNYA KENDiLiĞiNDEN DÜZELMiŞTi...

 Ahmet Altan

 

...ve bunu sadece cocuklar mı düşünüyor.İnsanlarımız,bırakın başkasını,kendini...???

Ayrıntılı bilgi kendinizde...

DİKKAT!!!!! 16 punto ile yazılmıştır. (erkoç)

konuşanlar..

24.11.2006 - güncel

23 Kasım 2006

Bekir COŞKUN


Türk mucizesi...


BELKİ de benim yıllardır beklediğim "Türk mucizesi" bu olabilir.

Biliyorsunuz önceki gün bir özel şirketimiz, hiçbir kaynak istemeden elektrik enerjisi üreten "Türk mucizesi" olarak bir makine bulduğunu açıkladı.

Bu müthiş buluşun yaratıcısı elbette Türklerdir, çünkü:

- Birincisi; sen oturuyorsun, makine üretiyor...

- İkincisi; özel şirketin bu buluşunu mühendisler değil, bir emekli general açıkladı.

- Üçüncüsü; makine ortada yok...

O zaman bu buluş bir Türk mucizesidir.

Ve müthiştir.

*

Ben her zaman "Türk mucizesi" beklerim.

Yukardaki olmadı, aşağıdaki olsun derim:

TESEV’in (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) yaptığı yoklamaya göre; kendini "İslamcı" sayanların oranı yüzde 48.5... "Başörtüsü İslam’ın emri" diyenlerin oranı yüzde 71.5... "İmam-hatiplilerin her üniversiteye girebilmesini" isteyenlerin oranı yüzde 82.4...

"Laikliği" benimseyenlerin oranı ise sadece yüzde 20.3...

Pekiiii...

Böyle bir toplumun beklentisi ne:

Demokrasi, kalkınma, çağdaşlık, herkese iş, pahalılığa çare, medeniyet ve gelişmişlik...

(Bunların toplamı elbette yüzde 100’dür.)

Tüm bunlar olursa "Türk mucizesidir" işte.

"İslamcılığı" laiklikten üstün tutup demokrasiye varmak... "İmamlardan vali-kaymakam" isteyip kalkınmak... "Başörtüsü İslam’ın emri" deyip çağdaş olmak...

Olursa mucize...

*

Olmadı...

Nasıl olsa bir gün elbet gerçekleşir Türk mucizesi.

Tıpkı; yıllardır kirli-paslı politikacılara oy verip "temiz yönetim" beklendiği gibi...

Tıpkı; gericilere oy verip, AB uygarlığına katılma hayalleri kurulduğu gibi...

Tıpkı; yürümeden gitmek...

Tıpkı; görmeden bakmak...

Tıpkı; anlamadan bilmek...

Tıpkı; çalışmadan üretmek, üretmeden kazanmak, kazanmadan yemek gibi...

Böyle olur Türk mucizesi.

konuşanlar..

24.11.2006 - ara sıra yazıyoruz madem, komik olsun tam olsun :)

 

bir bayan tv muhabiri bir çiftçi ile deli dana hastaliginin asil sebebini arastirmak uzere roportaja gider.


bayan - iyi aksamlar bayim, biz burada deli dana hastaliginin sebebi hakkinda bilgi toplamak icin bulunuyoruz. hastaliga neyin sebep olacagina dair bir fikriniz var mi?


ciftci - (gozlerini muhabire dikip) ökuzun inegi her sene bir kere şaaptigini biliyor musunuz?


bayan - (utanarak) tamam bayim, bu haberin yeni bir parcasi ama bu olayla deli dana hastaligi arasindaki iliski nedir?


ciftci - bayan bilir misiniz biz inegi gunde 4 kere sagariz?


bayan - bayim, bu kabul edilebilir bir bilgi ama nereye varmak istiyorsunuz?


ciftci - suraya varmak istiyorum madam! dusunun ki gunde 4 kez meme uclarinizla oynuyorum ve sizi yilda sadece 1 kez şaapiyorum! delirmez misiniz?

 

konuşanlar..

<- Bİ İLERİ • Bİ GERİ ->

niyemişoo?

hayatında bir kerede olsa "niyemişooo?!!" diye haykırdın mı??[(ş)entellektüel tavır]



Google